23 Haziran 2011 Perşembe
.kırık
.. ben bu kadar dağınık değildim. geçmişin kırılmış camları yürüdüğüm zeminde ayağıma batıyor. yer kan izlerimle dolu. yaramı saracak tek düze bant sevdaları için çok geç kaldığımdan beri aynada bakmıyorum yüzüme. bildiğim gerçeklik tepetaklak olmuş dökülen saçlarımdan yol açıvermiş kendine. iki gün sonra ağlamalı sözleriyle beynimi kemirecek yalancı sevda meraklıları dolmuş çevreme. çevremde çitlerle. kafayı yememeye çalışıyorum bu geri zekalılık dehlizinde. elime seni verseler kapını üstüne kitlerdim. çıkışını ben sana bil diye. hastalıklı beynim yarını düşlemiyor artık. ve evet camdan yansıyan yüzde sendin.. (1)
22 Haziran 2011 Çarşamba
pençeleri..bir
"bir devinim yası içinde bölük pörçük gözbebekleri.
kurtuluş, despot karganın hayallerindeydi"
otobüs yolculuklarından çıkarımlar elde edebiliriz aslında. halkın geniş bir kitlesi toplu taşıma araçlarına bağımlı hala. egzoz dumanları soluklarımızı kirletmeyi bıraktığından beri yolda 'özel' araçlar gözüme batmaz oldu. zamanla kalıplaşan bir düşünce mi bilmiyorum ama özel araçlar hegamonyasının zaruri etkisi olarak çarpışan otolar kavramı beni korkutuyor. Uzun bir otobüs yolculuğu sırasında yan yoldan fütursuzca çıkmış bir kamyonetin keskin hatlarının yolcu koltuğu bölgesine giriş yapması ihtimali her daim kararlı bir şekilde ortada dursa da ben hala şoför koltuğunu tercih etmemekte ısrarlıyım. Deneyimlerim olmadı değil tabi bu gibi durumlar sonucunda. İşin garibine bakacak olursak yeni renk tercihlerini menekşe kıvamında yapmış otobüslerimizin ayakta olan yolcu adedi en sinirli hallerini ramazan ayı adı altında ki zorunlu dini günler dahilinde yaşamaktadırlar. nefsine hakim olma sorunsalı en büyük kaygılardan biridir her diyet seven vatandaşımız için. kırmızı ışıklardan nefret ederler. şayet yolda kırmızı ışığa yakalanırsanız kaçmanız için gereken hayati önem arz eden bölgeleri safsatalarımın ilerki bölümlerinde anlatmaktan çekinmeyeceğim. sorun şu ki bilemeyeceğim şekilde kurgular deryasını oluşturan dünya gökten düşen üç elmanın olmadığı bir yeri tasarlıyordu benim için. üç adım ötede saçları karışmış bir şekilde oturuyordu. elinde ki kitabın kalınlığından ön yargılarıma teslim olmuştum. bir başka çevreye kirlilik katan yazın daha. rahat batıyordu götlerinde bir yerlere tv lerin olanca hunharlığına karşın hala görsellik önemliydi. reklamlar viralleşirken yalanlar sıradanlaşıyordu artık. kaçış otobüste ayakta durmaya çalışırken asıldığın tependeki aptal plastikte son buluyordu. veyahut tepeden tırnağa reklam kesilmiş bir durakta. gözlerin semboller ve sloganlardan başka bir şey görmez oluyordu. basitinden kelimelerin bile gündelikti. gündeliği düşünürken camdan gelen ani sesle irkildim...(1)
kurtuluş, despot karganın hayallerindeydi"
otobüs yolculuklarından çıkarımlar elde edebiliriz aslında. halkın geniş bir kitlesi toplu taşıma araçlarına bağımlı hala. egzoz dumanları soluklarımızı kirletmeyi bıraktığından beri yolda 'özel' araçlar gözüme batmaz oldu. zamanla kalıplaşan bir düşünce mi bilmiyorum ama özel araçlar hegamonyasının zaruri etkisi olarak çarpışan otolar kavramı beni korkutuyor. Uzun bir otobüs yolculuğu sırasında yan yoldan fütursuzca çıkmış bir kamyonetin keskin hatlarının yolcu koltuğu bölgesine giriş yapması ihtimali her daim kararlı bir şekilde ortada dursa da ben hala şoför koltuğunu tercih etmemekte ısrarlıyım. Deneyimlerim olmadı değil tabi bu gibi durumlar sonucunda. İşin garibine bakacak olursak yeni renk tercihlerini menekşe kıvamında yapmış otobüslerimizin ayakta olan yolcu adedi en sinirli hallerini ramazan ayı adı altında ki zorunlu dini günler dahilinde yaşamaktadırlar. nefsine hakim olma sorunsalı en büyük kaygılardan biridir her diyet seven vatandaşımız için. kırmızı ışıklardan nefret ederler. şayet yolda kırmızı ışığa yakalanırsanız kaçmanız için gereken hayati önem arz eden bölgeleri safsatalarımın ilerki bölümlerinde anlatmaktan çekinmeyeceğim. sorun şu ki bilemeyeceğim şekilde kurgular deryasını oluşturan dünya gökten düşen üç elmanın olmadığı bir yeri tasarlıyordu benim için. üç adım ötede saçları karışmış bir şekilde oturuyordu. elinde ki kitabın kalınlığından ön yargılarıma teslim olmuştum. bir başka çevreye kirlilik katan yazın daha. rahat batıyordu götlerinde bir yerlere tv lerin olanca hunharlığına karşın hala görsellik önemliydi. reklamlar viralleşirken yalanlar sıradanlaşıyordu artık. kaçış otobüste ayakta durmaya çalışırken asıldığın tependeki aptal plastikte son buluyordu. veyahut tepeden tırnağa reklam kesilmiş bir durakta. gözlerin semboller ve sloganlardan başka bir şey görmez oluyordu. basitinden kelimelerin bile gündelikti. gündeliği düşünürken camdan gelen ani sesle irkildim...(1)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)